neler okudum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

NELER OKUDUM


Haziranın ilk gününden herkese merhaba. Yılın yarısı sizin için de çok hızlı geçti mi? Ben hala yılbaşında iş yerinde kardan mahsur kaldığım günün etkisindeyim heralde, yaz fikrine tam ısınamadım :) Neyse efendim, son zamanlarda okuduğum kitaplara göz atmanın sırası geldi de geçiyor. Değerlendirmelerimi, kitabın altında birden beşe kadar yaptığım yıldızlı numaralandırmadan öğrenebilirsiniz !


Peruk Gibi Hüzünlü - Yalçın Tosun
*****


Kahverengi Elbiseli Adam - Agatha Christie
***


Frankenstein - Mary Shelley
*****

Var mıdır aralarında okuduğunuz, okumayı düşündükleriniz. Benimle paylaşırsanız çok aşırı mutlu olabilirim. Başka bir yazıda görüşmek üzere !

Dünyanın İlk Günü / İmparatorluk - I


     Tarihi severim, ama yoğun ve yorucu bir dille yazılmış tarih kitaplarından hep uzak dururum. E hal böyle olunca, ister istemez tüm tarihe karşı özellikle liseden sonra bir uzaklaşma durumu oldu. Tarihi anlatan filmleri ise severim, orada bir sıkıntı yok. Ama tabi başarılı bir yönetmenin elinden çıkmışsa!

     Baktım ki Kitap Ağacı, şubat ayı kitabını tarihi bir kitaba ayırmış, adı da Dünyanın İlk Günü. Yazarı Beyazıt Akman'ı da daha önce hiç duymamıştım. Ancak artık tarihe bu kadar uzak duruşumu değiştirmenin zamanı geldi dedim ve hemen kitabı aldım.

     Kitap; Sultan Mehmet'in, Fatih Sultan Mehmet oluşunu anlatıyor. Ama konu sadece Sultan Mehmet değil. Yeniçerilerin hayatları, Konstantin'in planları, Eflak Kralı, Venedikliler, Cenevizliler, hatta İtalyan bir gezginin notlarını da okuyoruz.

     Kısa kısa bölümler halinde kitap. Her bölüm en fazla 5-6 sayfa, böyle olunca da hiç sıkılmadan, konudan konuya başarılı geçişlerle okunuyor.

     Ben bu kitaptan harika bilgiler öğrendim. Mesela yeniçerilerin harika özelliklerle donandıklarını, eğitimlerinin aşamalardan oluştuğunu bilmiyordum. Ya da Kazıklı Voyvoda'nın kime ve neden denildiğini de.

     Bilgiler bunlarla da sınırlı değil. Bir yandan " Göz var izan var " ın neye istinaden söylendiği tatlı bir dille açıklanırken, bir yandan nergis çiçeğinin mitolojik hikayesi anlatılıyor. Yani öğretici olmanın yanında eğlenceli de bir kitap. Mitolojiden de bol bol bahsedilmiş.

     Çok ama çok az bir bölümde sıkıldım ve okuduğumu anlamadım. Köpek, yaban domuzlu bölüm ile düello kısımlarında sıkıldım. Zaten oralarda 3-5 sayfa bir şeydi. Olur o kadar.

     Çocukluğumuzdan beri hep Fatih Sultan Mehmet'in kızaklarla gemileri yürüttüğünü öğreniyoruz. Ama işte söylenip geçilemeyecek kadar efsane bir olay. Kitapta o anı, yaşananları ve en önemlisi sonrasına tanık oluyoruz. Yaşadığım İstanbul'un değerini bir kez daha anladım. Şehitlerimizi bir kez daha andım. Bu ülke kolay kazanılmadı. Bunu sık sık anmak, hele hele tarihimizi böyle güzel anlatan kitaplara sahip olmak çok önemli. Mutlaka hayatınızın bir kısmında okumanızı tavsiye ediyorum. Yazar Beyazıt Akman'ı yıllarca üzerinde çalışarak böylesi harika bir kitabı doğurduğu için tebrik ediyorum.


   

   

Neler Okudum


     Kütüphaneye aklımda başka kitabı almak varken gitmiştim. İnternetten de kontrol ederek gittim, acaba kitap orda mı diye. Ama sağolsun sorumsuz bir okuyucu kitabı 5 gün geciktirmiş. Oysaki ben ne hayallerle gitmiştim! Neyse dedim, gelmişken ince birkaç kitap alayim bari. Okumak istediğim iki kitabı seçtim, yeni kitapların verdiği o tarifsiz mutlukla döndüm eve. Şu cümlem de acayip Polyanna cümlesi oldu. Sevindim işte, daha ne diyim?

     Marquez'in kitaplarını bu sene okumak yapmak istediklerimden olduğu için, onun bir kitabını almasam olmazdı. İncelerden birini kestirdim gözüme, Albaya Mektup Yok. Bir uzun öykü kitabı. Zamanında orduda görev yapmış, görevine karşılık alması gereken parayı ömrü boyunca bekleyen bir albay. Yaşlı karısı ve bir de horozları var, oğullarından emanet. Öyle beraberce gelecek postayı, içinden çıkacak parayı bekliyorlar. Benim gibi hep olumsuzu düşünen, en ufak şeyde enerjisi yerle bir olan insanlar için albayın bekleyişi örnek olsun. Cümleler çok basit, okuması çok kolay. Altı çizilesi cümleler öyle güzel ki. Kitabın son cümlesi de, okuduğum en güzel, tam benlik bir cümleydi. Yazmiyim şimdi, okurken daha güzel oluyor, güldürüyor filan. 1982 Nobel Edebiyat Ödülü'nü de kapmış olan kitap, Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 kitaptan biri. Seviyorum adam seni Marquez. (80 sayfa)


     Benim için bir hayal kırıklığıydı Çıplak Ayaklıydı Gece. Ahmet Ümit'ten okuduğum ikinci kitap İlki Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'ydi. Çok da keyifle okumuştum. Çıplak Ayaklıydı Gece, Ümit'in ilk öykü kitabı, ayrıca ilk kitaplarından. Sanırım kendi yazım tarzını bulmaya çalıştığı bir kitaptı. Başlarda güzel gitse de, sonrası benim için pek keyifli geçmedi. 12 Eylül zamanlarından öykülerdi her biri. Tarihsel, politik kitapları zaten sevmiyorum. Roman olsa bitiremezdim ama öykü olunca okudum. Pezevenk adlı öyküyü sevdim ama, ona lafım yok. İşte benim için pek verimli geçmeyen bir Ahmet Ümit kitabıydı. (112 sayfa)

     Ben bu aralar böyleydim, sizler neler okudunuz, neler izlediniz yorum olarak bırakırsanız çok sevinirim. Keyifli okumalar.