2011. 2014 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

NELER İZLEDİM #10

     Keyifli pazarlar sevgili okuyucu. Haftanız nasıl geçti? Benim pek iyi geçtiği söylenemez. Diken üstündeyim diyebilirim. Battı batıcak az kaldı. Ay neyse, biz filmlerimizi konuşalım, keyfimiz yerimize gelsin. Haftanın beşliği başlıyor...


     2010 yapımı, konusuna göre 107 dakikalık uzun bir süreye sahip ilk filmimiz Morning Glory. Başrollerinde, erkek arkadaşımın pek sevdiği Rachel McAdams!!!, benim pek sevdiğim Harrison Ford ve Diana Keaton var. Kızımız okulundan mezun olduğundan beri çok sıkı çalışmaktadır. İşine aşık diyebiliriz. Televizyon sektöründe yapımcı olarak çalışan Rachel, hayallerinin kanalında işe başlar. Birbirine oldukça zıt karakterlere sahip Harrison ve Diana'yı, aynı haber programında sunucu olmaya ikna eden Rachel, hem onlarla uğraşır, hem de reyting savaşı vermektedir. Özellikle Harrison amcamız, çok sıkı. Oldukça çerezlik, güzel bir film. Nötrüm yani. İzlenebilitesi var. IMDb'den 6.5, Rotten Tomatoes'tan da 55 alan film, pek şaşırtan türden değil.


     Leyla ile Mecnun severlerin eminim kaçırmadığı bir film Bana Masal Anlatma. Hala vizyonda olan filmin başrollerinde Behzat Ç. den tanıdığımız Fatih Artman, Güneşi bekleyen Hande Doğandemir, komedide kendini geç de olsa kanıtlayan Cengiz Bozkurt, bonus olarak da Yılmaz Erdoğan var. Bambaşka diyarlardan gelen Ayperi, dünyamıza yabancıdır ve O'nu ilk bulan minibüs şöförü Rıza'dır. Kıza hem yardımcı olur, hem de yavaştan aşık olur. Onun dışında artık klasikleşmiş mahalle hikayeleri mevcut. Türk sineması artık şu klişeden sıyrılmalı ama neyse. Cengiz Bozkurt bence filmin yıldızıydı. Çok komik sahneleri vardı. Komedi, azıcık gözyaşı, bol klişe dolu filmi biz başarılı bulduk. Bence güzel bir pazar kahvaltısı filmi. Öneriyorum efendim.


     İlk 5 dakikasından sonra beni dumura uğratan 2013 yapımı bir film The Secret Life of Walter Mitty. Başrollerinde komedilerden aşina olduğumuz ve filmin yönetmenliğini de yapan Ben Stiller, Nedimeler filminden tanıyıp çok sevdiğim Kristen Wiig, çok şukela bir bonus da Sean Penn. Walter, bir dergide fotoğraf bölümünde çalışmakta. Çekim aşaması değil ama, yıkanması vs. Bir gün önemli bir fotoğrafçı olan Sean Penn, kendisine çok değerli bir pozunu yollar, ancak Walter onu kaybeder, ya da kaybettiğini sanar! Bu arada derginin yeni genel müdürü çalışanları işten kovar. Bir derdi daha var tabi. Kayıp pozu, derginin yeni sayısında kapak olarak kullanmak. Walter büyük bir çıkmazın içine girerek, fotoğrafın peşine düşer. Yer yer fantastik sahneleri de bulunan filmi değişik bulmakla beraber, çok beğendim. İzleyiniz.


     İki Oscar ödülünü kapmış olmasına rağmen, benim gönlümü maalesef kazanamamış olan bir film Crazy Heart. İsmi de yeni msn adresi açan mahallemizin haşin delikanlısının nicki gibi :D Çok ayıp ediyorum şuan, beni affetsinler. Film, 2009 yapımı. Başrollerinde, rolüyle hem Oscar'ı hem de Altın Küre'yi kucaklayan Jeff Bridges, Maggie Gyllenhaal (yazması bir ölüm olan soyadlarından), haşin boy Colin Farrell. Gençliğinde şöhretin zirvelerinde dolanan Bad Blake, artık o şaşaalı günleri geride bırakmış, öyle böyle albüm yapıp para kazanmaya çalışır. Bir yandan kendisiyle röportaj yapan hanım kızımıza gönlünü kaptırır. Ya ben nedense filmin içine çok dalamadım, pek keyif alamadım. Müzikleri çok başarılı, oyunculuklar da keza öyle ama, konusunu aşırı klişe buldum. 


     Sırf Once Upon A Time'dan aşık olduğum Rumpelstilskin başrolde diye izledim yemin ediyorum. Ama film aslında En İyi Müzik dalında OScar'ı da kapmış, bol ödüllü bir 1997 yapımı. Zamanında kadınlar matinesi diye bilinen yerlerde, erkek striptizcilerin moda olduğu günler. Hem işlerinde hem de evlerinde dikiş tutturamayan 6 erkek, bu işe el atarlar. Birbirlerinden hem fiziksel hem de karakter bakımından oldukça farklı olan bu erkeklerin tek amaçları, o matinelerde kendilerine yer bulup sahne alabilmek. Başlarlar çalışmalara, başlarına gelmeyen de kalmaz tabi. Öyle böyle derken, eşlerinin de bulunduğu matineye bakalım çıkabilecekler mi? Çok eğlencelik, oldukça farklı bir konuya sahip filmi büyük keyifle izledim. Müzikleri gerçekten şahane. Özellikle de son sahne bomba! İzleyiniz.


     Geldik bir pazar beşliğinin daha sonuna. Buraya kadar okuyan varsa tebrik ediyorum. İzledikleriniz ya da ilginizi çeken bir film varsa, aşağıya yorum olarak bırakmayı unutmayın. Ben şimdi takip ettiğim bloglarımı okuyup keyif yapma niyetindeyim. Sizlere de keyifli pazarlar.

NELER İZLEDİM #9

  

Geçen pazarın beşliğini yazmamışım. Affınıza sığınıyorum. İzlediğim filmler de birikti. Yorumlarımı özlediniz bence. Başlayalım hemen efendim.

     Beyonce bebeğimin bu bol müzikli filmini kaçırmam mümkün müydü? Hayır değildi. 2006 yapımı drama, müzikal türündeki filmin başrollerinde çok harika insanlar var: Beyonce, Jamie Foxx, Eddie Murphy, Jennifer Hudson. Çok ilginçtir, Jennifer Hudson'ın adını duymamıştım hiç. Meğer kendisi American Idol yarışması birincilerindenmiş ve bu rolü kapmak için 782 kişiyi elemiş. Bence de başarılı bir seçim olmuş, zira hem sesi hem de oyunculuğu muazzamdı. E bir de Oscar'ı kazanmış. Helal olsun. Konu oldukça klasik. 3 genç kız, kendi grupları ile yarışmalara filan katılıyorlar. Jamie Foxx onlara plak teklifi yapıyor. Ama bir şartla: 1 numaralı şarkıcıları Jennifer değil Beyonce olacaktır. Çekişmeler, mükemmel şarkılar, aşk, ihtiras... Keyifli bir filmdi efendim.

   Off, acayip bayık bir filmdi. Yani George Clooney bile kurtaramadı. 2002 yapımı, bir uzay aracında geçen film, aslında ilginç bir konuya sahip. Eski, yakın bir arkadaşının önemli bir ricasıyla, psikiyatrist Chris, uzay istasyonuna gönderilir. Yalnızca 2 mürettabatın bulunduğu araçta normal şeylerin olmadığını anlayan Chris, bir cevap aramaya çalışır. Kalan 2 kişi, kendisine uyumamasını tavsiye eder. Çünkü uyursa, gerçekle rüya, hayal vs hep birbirine karışır. Ölmüş yakınları yanlarına gelir filan. Hiç sevemedim filmi. Natascha McElhone'yi ama çok beğendim. Kadın çok güzel maşallah. Filmi sevenlerin olabileceğini düşünüyorum. Çok da bıçak sırtı kötülükte değil. İzlerseniz ya da izlediyseniz bi yorum bırakın bakalım.


    İşte size çok keyifli bir film. Me, myself and Irene. Adını çokça duyduğum 2000 yapımı bu filmi hep izlemek istemiştim. Jim Carrey faktöründen mi yoksa senaryo mu bilmiyorum ama gerçekten çok komik ve hiç sıkmayan bir filmdi. Konuyu da nasıl anlatsam bilemedim. Spoiler verip keyfini de kaçırmak istemem. Charlie, emektar bir polis. 3 tane de oğlu var! Oğullarını kendi büyütür, güzel de bir hayatları vardır. Derken Charlie bir anda kişilik bölünmesi yaşar. Kendi karakterinden tamamen farklı bir hale bürünen Charlie, o kadar komik hallere giriyor ki, inanamazsınız. Hem kahkahalarla güldüm hem ağzım açık kaldı. Özellikle bir sahnede:) Jim Carrey'e Renee Zellweger eşlik ediyor. Yönetmen ise Farrelly kardeşler. Mutlaka bir pazar sabahı, elinizde çayınız, izleyin.

     Şimdi çok değişik bir filmden bahsedeceğim. 2014 yapımı Maps to the Stars. Filmle ilgili çok yazı okudum ve merak etmiştim. Kısıtlı salonda gösterime giren filmi, neyse ki son gününde izleyebildim. İyi ki de izlemişim. Öncelikle başroldeki Julianne Moore'u çok beğeniyorum. Kadın döktürmüş. Rolüyle Altın Küreye de aday olmuş. Gözden düşmekte olan bir aktrist rolünde. Rol kapmaya çalışıyor, ama ölmüş oyuncu annesinin hayali kendisini rahatsız etmekte. Birden hayatına genç bir kız, asistan olarak giriyor. Bu kız da Stoker filminden sevdiğim Mia Wasikowska. Bu kızla ilgili çok detay vermek istemiyorum. Çünkü hayatlar enteresan bir şekilde birbirine bağlanıyor. Filmin sevmeyeni çok fazla ama ben beğendim. Farklı bir bakış açısı olmuş sinemada. Mutlaka izleyin.

     Çerezlik film olmazsa olmaz. Sex and the City'den izleyip çok sevdiğim Sarah Jesicca Parker'lı 2011 yapımı bir film I Don't Know How She Does It. İsmi de yazana kadar canım çıktı. Kate, işine aşık, başarılı bir finans uzmanı. Aynı zamanda evli, 2 çocuk sahibi. Hmm, bize de bi anlatsa şunun sırlarını di mi kızlar? Efendim, evinde her ne kadar vakit geçirmek istese de, çok önemli bir iş teklifi alır Kate. Belirli zamanlarda şehir değiştirmesi gereken bu işte, yaşlı ama yakışıklı, zengin bir amca ile çalışır. Adam hafiften Kate'e aşık gibi olsa da, Kate kocasına aşıktır. Hem eviyle ilgilenip çocuklarının, kocasının gönlünü yapar, hem işinin peşinde koşar. Kadın her yerde kadın. Filmde bile rahat yok. Keyifli, sıkıntısız, ama boş bir film. SJP severler ve biraz kafa dağıtmak isteyenler izlesin derim.

 
  Buraya kadar okuyan okuyucularıma çook teşekkür ediyorum. Siz hep okuyun, ben hep yazarım. Sonra da tavsiyelerimi izleyin, gelin konuşalım. Keyifli pazarlar!