dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Takip Ettiğim Diziler - 4

     Balkonun altından üfür üfür esen rüzgar, bacaklarıma örttüğüm battaniyem ve evde son kalan çayla demlediğim çayım yanımda, sizinle konuşmak istedim. Bolca okunan takip ettiğim diziler serisinin dördüncüsüyle devam edelim hadi.


     Dizi arayışım sırasında, kimseden de tavsiye almadan başladığım bir dizi The Big C. Hem o zamanlar daha yeni başlamıştı. Konusu da dram ağırlıklı olunca hiç düşünmeden açmıştım ilk bölümü. Başrolde benim en en sevdiğim kadın aktristlerden Laura Linney var. Bu kadının ağlarken gülmesine, gülerken ağlamasına, kahkaha atışlarına hayranım. Fevkalade bir oyuncu. Dizimize dönersek, konusu şöyle: Baş kahramanımız Cathy, eşi ve erkek çocuğuyla çok güzel bir hayat sürmektedir. Bir de dünyadaki kapitalist sisteme karşı, sokaklarda yatan, çöpten yemek toplayan erkek kardeşi vardır. En sevilen karakterlerden. İşte böyle tatlı bir hayatı olan Cathy bir gün, cilt kanseri olduğunu öğrenir. Bir süre herkesden saklasa da, sonunda kaderine teslim olur.

     Dört sezon süren dizi boyunca Cathy ölmeden ne yapmak istiyorsa onu yapıyor. Yeri geliyor eşini aldatıyor (ups!), yeri geliyor ağda yaptırıp kuş gibi hafiflemek istiyor. Zaman zaman depresif bir hasta rolüne bürünse de, çoğunlukla umut dolu Cathy. Eşiyle inişli çıkışlı bir ilişki sürdürseler de, birbirlerine çoook aşıklar. Oğlu Adam ve Cathy çoğunlukla zıt düşüyorlar. Ama Adam'ın annesiyle arasında harika bir bağ var. Erkek kardeşi çılgın Sean'ın olayları ise bambaşka boyutlarda. Sizi güldüren ama aynı zamanda ağlatabilen bir yapıya sahip. Aslında çok duygusal, naif biri. 

     En en en sevdiğim bölüm, Cathy'nin oğlu Adam'ın gelecekte göremeyeceği doğumgünleri için tek tek özenle hazırladığı hediyelerle biten -sanıyorum ilk sezon finaliydi, bölümdü. Sia'yı kimsenin bilmediği dönemlerde Lullaby adlı şarkısı çalmıştı anne oğul ağlarken. Aman allahım, o gece nasıl ağlamıştım size anlatamam. Muhteşem bir bölümdü. Son sezon 4 bölüm sürüyor ve hepsi birer film tadında, uzun sürelere sahip. Bitmesin diye izlemedim çok direndim ama, bitince bile huzur hissetirdi. Bu diziyi mutlaka ama mutlaka izlemelisiniz. Emin olun, her bölümü size çok şey öğretecek.


     Büyük heyecanla başladığım bir diziydi Revolution. İlk sezonu çok başarılıydı ama ikinci sezon fos çıktı. Sonra da bitti zaten.

     Konusu aslında kullanması çok başarılı bir konuydu. Tüm dünyada elektrik denilen şey yok oluyor. Bu uğurda verilen yaşam savaşları ve elektriğe tekrar ulaşmanın yollarını anlatıyor. Bolca ekşın, o şartlarda ne kadar olursa işte romantizm, entrika, dram içeren bir dizi. Dediğim gibi bence becerebilselerdi konu yoğurmak ve şekil vermek için çok başarılıydı. Ama yapamadılar sağolsunlar. Bu da böylece dizi tarihimde gereksiz diziler bölümünde tarihe gömüldü.

     The Big C'yi not etmeyi unutmayın.
     Öbürünü sallayın, bir cacık olmaz.

     Bugünkü yazımın ana fikirleri bunlar. İzlediyseniz ve siz de fikirlerinizi paylaşmak isterseniz yorum bırakmayı unutmayın. Kendinize de dikkat edin, havalar malum. " Yaz gelsiiiğn " diye de ağlamayın çok rica edicem. Çok şükür 4 mevsim yaşayan bir ülkeyiz, şunun bi tadını çıkarın. Şu kadarcık yağmur öldürmez. Yine de çalışan insanlarız, zor oluyor tabi ama biz ne zorlu günler atlattık. Azcık dişimizi sıkabiliriz bence. 



Takip Ettiğim Diziler - 3

     Ülke olarak yine yüzümüzün gülmediği günler yaşıyoruz. Allah sonumuzu hayretsin. Allah hepimizin içine biraz daha vicdan, biraz daha insanlık versin.

     Yazarak, daha fazla okuyarak ruhumuzu dinlendirelim. Takip ettiğim dizi yazısına devam edelim. Bu hafta The Lying Game ve Pretty Little Liars konuğumuz. Her ikisi de Sara Shepard'ın romanlarından uyarlama. Bunu şimdi farkettim. Aferin sana kız Sara. Güzel yazmışsın.

the lying game dizisi

     The Lying Game, 2011-2013 yılları arasında yayınlanmış, maalesef 2 sezon sürebilmiş bir dizi. Konusu benim sevdiğim tarzlardan. Daha önce yazdığım Ringer dizisine benziyor. Ama bu daha şenlikli bir dizi. Emma va Sutton, ikiz kız kardeşler. Küçükken biri fakir bir aileye, diğeri ise zengin bir aileye evlatlık verilir. Zengin olan kız bir gün kardeşini bulur ve kendisine annelerini bulmaları için yardım etmesini ister. Gelip kısa bir süreliğine zengin kardeşinin yerine geçen kardeş bu yeni aileye alışmak zorundadır. Bu sırada da kardeşi annelerini bulmanın peşine düşer. Tabi yeni aileye gelen kız hem kimseye durumu çaktırmamaya çalışır, hem zenginliğe alışmaya çalışır falan filan. Böyle hem eğlenceli, hem gerilimli güzel bir diziydi. Ben severdim ama bitti ne yazık ki. Neye başladıysam bitmiş ya, töbe töbe.


     Pretty Little Liars, namı diğer PLL le devam. Bu diziye üniversite 3. sınıfta başladım. Daha doğrusu başladık oda arkadaşımla. Ben hakkında çok övgü okuyordum. Bi diziye başlayalım beraber dedik. Arkadaşım da benim gibi gerilimli, katil kimli dizi/filmlere bayılır. Baktık bi de 4 tane tatlış kız, başlayalım dedik. İlk akşam 3 bölüm peş peşe izlediğimizi hatırlıyorum. Acayip sarmıştı. Sonra işte derslerden gezmelerden fırsat buldukça izledik. Bazı sezonlar vasat geçse de çok iyi bir dizi bence. Hala da devam etmekte.

     5 kız arkadaş; Alison, Aria, Emma, Hanna, Spencer. Kızlar gecesi yaptıkları bir gece Alison ortadan kaybolur. Aradan yıllar geçer. Diğer 4 kız çok yakın arkadaşlardır artık. Alison'ın yokluğuna alışmışlardır. Bir gün A adlı birinden mesaj alırlar. Sonra yıllar sürecek kabusları başlar. Ne yapsalar, nereye gitseler A her şeyden haberdar ve peşlerini bırakmıyor. Anlatacak çok konu var ancak ben şuan 5. sezonda olduğum için her an çılgın bir spoiler kaçabilir ağzımdan. 

     Favori karakterim Spencer. Hem karakterini hem tarzını (kılık kıyafet saç baş) hem de sevgilis.. öhö öhö, yani kızı çok beğeniyorum. En aklı başında olan kız. Aria'ya kıl oluyorum. Kendisi başrol. Bence bu işlerin altından O çıkıcak ama, bakalım. Bu arada bu diziyle ilgili en sevdiğim şeylerden biri, Youtube'ta A theory yazıp A kim olabilir ile ilgili seyirci teorilerini izlemek ve sonra gerilimden kapım açık uyumak :D Acayip şeyler var. Bir kaç sezon izledikten sonra bakın mutlaka.

     Dizi önerilerinizi tek tek not alıyorum. Ben çok fazla film de izlediğim için diziye yetişmem zor olabiliyor. Dizilerime özel gece ayırıyorum. O yüzden aynı anda çok dizi takip etmiyorum. Nasıl olsa ölmez daha yaşarsam vakit var, izleriz. Keyifli ve güzel haberler alacağınız bir gün diliyorum. Görüşmek üzere!



Takip Ettiğim Diziler - 2

     Herkese merhaba okuyucu. Nasılsınız, her şey yolunda mı, azcık konuşun ya. Hep ben hep ben. Mesela en son hangi filmi izlediniz ya daaa benim tavsiye ettiklerimden izlediniz mi? Ben çok merak ediyorum. Yorumlarınızı bekliyorum.

     Takip ettiğim diziler serimize bugün devam ediyoruz. Once Upon a Time ve yayından kalkan The Carrie Diaries i anlatıcam bugün.

once upon a time

     Alın size mis gibi bir dizi, Once Upon a Time. Lost'un yaratıcılarından yine bir şahane. Dizi ilk başladığı andan beri izliyorum. Diziyle büyüdüm resmen :D En sevdiğim dizi sıralamasında ilk sırayı kaptı. Ee neymiş bunun numarası Seda derseniz, başlayalım hemen anlatmaya.

     Dizi, Storybrooke adlı kasabada geçiyor. Küçük bir oğlan çocuğumuz var Henry. Bir gün öğretmeni, Henry'e Once Upon a Time adlı, kapkalın bir kabı olan, kalınca bir kitap verir. İçinde hepimizin küçüklükten beri dinlediği hikayeler vardır. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Uyuyan Güzel, Robin Hood, Kırmızı Başlıklı Kız, Pinokyo, Peter Pan... ohooo aklınıza ne gelirse. Ancak bir fark var, hikayelerin hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Henry bu kitabı okudukça kasabalarının lanetli olduğunu, Kurtarıcı dedikleri birinin olduğunu ve kasabaya gelirse bu laneti kıracağını düşünür. Lanet de şey zaten, o kitaptaki her karakter o kasabada bir şekilde yaşar ancak kim olduklarını bilmeden. Modern zamanda yani. Mesela Henry'nin öğretmeni aslında pamuk prenses gibi. Ya enfes bir dizi, anlatırken heyecanlandım. Dizi şuan 4. sezonunda. izlemediyseniz çok şanslısınız. Harika bir hikaye sizi bekliyor.

Rumplestilskin
     Bu kadar yüzeysel anlattığıma bakmayın, öyle güzel hikayeler çıkarmışlar ki ortaya, ağzınız açık kalır. Nası bağlamışlar onca şeyi, her izlediğimde hayret ediyorum. Her bölüm ve her sezon yepyeni karakterler ekleniyor. Mesela bir süredir Frozen filminden Elsa ve Anna kardeşleri izliyoruz. Şimdi Maleficient filan gelmiş. Ben biriktirdim biraz, izlemedim o bölümleri :) Favori karakterim ise Rumplestilskin. Hastayım o adama. Hele bir Deary diyişi var ki! İzlerseniz mutlaka seviceksiniz bu adamı. Diziyi de muhakkak izlemenizi tavsiye ediyorum. Çok keyif alıcaksınız.

Sırada, büyük bir hevesle beklediğim ama keşke beklemeseydim dedirten The Carrie Diaries.

the carrie diaries

     Sex and the City seven her kadının mutlaka ilgisini çekmiştir. Carrie Bradshaw'ın gençlik hallerini, lise yıllarını anlatıyor dizi. Ailesiyle ilgili pek bilgimiz olmayan Carrie'nin ölen annesi, babası, asi kız kardeşi, ilk aşkı Sebastian (sibesçın diye diye öldü kız), liseden kankaları ile oldukça sıradan bir hayat. Bir gün Interview dergisinde işe alınır ve renkli hayatı başlar. Satc deki kankaları ile de ayrı ayrı tanışmalarına tanık olucaktık sanırım ama sadece Samantha'yı görebildik. Biraz genç kız dizisi olmuş. Satc severlerin pek beğendiğini düşünmüyorum -ki zaten yayından kalktı dizi. Ben de bayılarak izlemedim. Vasat bir diziydi. Geldi geçti. İzlemeyin. Bu kadar netim :D

     Sizlerden de yavaş yavaş dizi önerileri geliyor. Zaten benim liste kabarık, ölmeden izleyebilsem bari. Ama siz yine de önerilerde bulunabilir ya da bu iki diziyle ilgili görüşlerinizi paylaşabilirsiniz. Çok sevinirim. Görüşmek dileğiyle.




Takip Ettiğim Diziler - 1

     Merhaba herkese. Hep film mi konuşacağız dedim, araya sevdiğim dizileri de eklemek istedim. Hem belki fikir alışverişinde bulunur, yeni diziler keşfederiz dedim. İyi yapmış mıyım?

     İlk yazımda, izlediğim ama artık yayınlanmayan dizilerden bahsedeceğim. Kimisi reyting kurbanı, kimi onlarca sezon sonrası nihayete ermiş diziler.

     İlki, pek tabi hemen herkesin izlediği ya da en azından duyduğu How i met your mother, nam-ı diğer Himym. Diziye hayatımın önemli boşluklarından birinde, üniversite sonuçlarını beklerken başlamıştım :D Yeri ayrıdır bende. Gece başlayıp, sabahlara kadar izlerdim. Öyle çok hoşuma giderdi ki. Dizide mimar Ted Mosby, 2047 yılında sanırım yanlış olmasın, karşısına çocuklarını alıp, anneleriyle nasıl tanıştığını anlatıyor. Her bölüm Ted'in "Kids" diyişle başlayıp 20 dakikalık komediyle devam ediyor. Benim tabi ağladığım bölümler de çok oldu. Ben bu dizideki sürekliliği çok sevmiştim. Mesela, bir şemsiyeden bahsediliyorsa, bir kaç sezon sonra o güne dönüp, hikayeye devam ediliyor. O meşhur Kate Moss'lu cadılar bayramı, dönüp dönüp ipuçları yakaladığımız en sevdiğim kısımlardandı. Favori karakterim çok sıkıcı olmamla birlikte Ted sanırım. Sakinliğini kendine benzetiyorum. Her birini aslında çok seviyorum, Barney Stinson'ı sevmeyen yoktur zaten. Ya da Lily ile Marshall'ın o aşklarını... Robin'in de Kanadalı triplerini :D Ay güzel diziydi ya. Anneye de baya laf atan oldu. 10 senedir bu kadını mı bekledik diye ama, bence cuk olmuş. Şimdi de babanızla nasıl tanııştım versiyonu çekilicekmiş diyolla. Bekliyoruz bakalım. 
Meşhur anne

     Şimdi de sırada benim çok sevdiğim ama ilk sezonundan sonra yayından kaldırılan Ringer var.


     Ringer'a da üniversitede yurttaki odamda, sıkıntıdan başlamıştım. Pek öyle perili, savaşlı, aksiyonlu, zombili şeyleri dzilerde sevmediğim için, o ara baktım en mantıklısı buydu. Zaten çok fazla izlenecek şey de yoktu. Şimdi şimdi aldı başını yürüdü. Neyse.

     Başrollerde Sarah Michelle Gellar ve Ion Gruffudd var. Özellikle Ion'u bu diziden sonra çok sevdim. Şimdi efendim, hikayeye göre, Bridget (S. M. Gellar), alkol bağımlısı, düzenli bir hayatı olmayan, orda burda dolanan bir kadın. Kendisine tıpa tıp benzeyen bir de ikizi var, Siobhan. Ama yıllardır görüşmüyorlar. Siobhan ise Bridget'ın aksine zengin bir adamla evlenerek, mükemmel bir hayat sürmektedir. Bir gün Siobhan, kardeşini arar ve buluşmak ister. Ama ilginçtir ki, denizin ortasında bir sandalda buluşurlar. Derken, Bridget kendisini salda baygın halde bulur, veee kardeşi yoktur. Denizin ortasında, kardeşinin çantası haricinde hiçbir şey yoktur. Napsam napsam derken, kardeşinin yerine geçmeye karar verir. Dıdıdıdımm. Güzel değil mi? Klişe olmasının yanında, kurgu inanılmaz başarılıydı. Gerçekten bu diziyi niye kaldırdılar hiç anlamadım. 

     Evde artık kendisini 16 yaşında bir üvey kız, yakışıklı ve zengin bir koca, bir de aşığı beklemektedir! Gördüğünüz gibi Siobhan hiç boş durmamış :D Dizi 2011-2012 yıllarında tek sezon yayında kalabildi. 22 bölümden oluşan Ringer'ın tadı damağımda yemin ediyorum. Önermem çok saçma olucak tabii ki, 1 sezon ama bence o da keyifli bir serüven. Çok şaşırtmalı şeyler oluyor, benden demesi.

     Her yazı dizimde 2 adet diziden konuşalım istedim, hem sıkılmayalım, hem sakin sakin ilerleyelim. Daha yazacak çok dizim var, ona göre. Siz neler önerirsiniz, Seda mutlaka başla dediğiniz neler var, ya da Himym ya da Ringer'a ucundan kıyısından bulaşanınız varsa, aşağıya yorum olarak bırakırsanız çok sevinirim.

görseller: pinterest, tumblr