1989 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

NELER İZLEDİM #25


Merhaba hoşgeldin! Bugün nasılsın? Ben; karşımda doldurulmayı bekleyen kolilerimle bakışarak, uzun süre internetsiz kalacak olmanın verdiği gerilimle pazar günü blogumu boş bırakmamanın derdine düştüm. Taşınıyoruz ve hayatımda ilk defa taşınıyorum :D Daha öncelerinde çocuk olduğum için her seferinde babaannemlere yollanırdım. Sonra kurulu eve gelirdim. Adeta bir prenses ^^ Şimdi uğraş bakalım Seda. Ben en değerlilerim olan kitaplarımı kolilerken, siz güzel güzel filmleri okuyun. Belki birkaç tane seçip izler, bana güzel enerjiler gönderirsiniz. 


     Kendi kulvarında sanırım oldukça fanı bulunan bir kitaptan filme uyarlama The Perks of Being a Wallflower. Başrollerde tatlılıktan ölen Logan Lerman, güzelliğini aşırı çok kıskandığım Emma Watson :( , ve ve ve hayatımın efsane filmlerinden olan We Need To Talk About Kevin 'le tanıdığım Ezra Miller var. Charlie, liseye yeni başlayan, daha ilk günden okulun biteceği günleri sayan sakin ve oldukça utangaç bir çocuktur. Bir ders sırasında tanıştığı Patrick ile kabuğunu kıran ve Patrick'in üvey kardeşi Sam ile içinizi ısıtıcak platonik bir aşka yelken açan Charlie, zaman geçtikçe kendisine güzel bir ortam yaratır. Çok küçükken kaybettiği teyzesiyle ilgili anıları, O'nu zaman zaman sıkıntıya soksa da yola bir şekilde devam eder. Burda bir sorum var. Teyzesiyle ilgili asıl öğrendiği şey neydi ya? Ben anlamadım. Bilen bi yazarsa sevinirim. Bi de mutlaka bir şans verin bu filme!

SEVDİKLERİM
* Filmde çalan şarkılar! En fes. 

     Bu filmi de daha yeni izledim ya bravo bana. Gerçi daha ne izlemediğim kült filmler var, yazsam blogumu resmen engellersiniz ama, olsun, hepsini ölmeden izlerim inşallah. Harry ve Sally, mecburi bir yolculuk sırasında tanışırlar. Daha sonra yıllarca birbirlerini görmezler. Tekrar karşılaştıklarında hayatlarında köklü değişiklikler olan bu iki insan arasında, duygusallıktan bir tık uzak arkadaşlık başlar. Biri eşinden boşanır gider diğerinin yanında sızlanır, biri sevgilisinden ayrılır gider diğerinin omzunda ağlar. Tabi kanka ayağı ... derler ya o hesap :D Aslında bizimkiler seviyormuş yahu birbirlerini! İşte bu süreçte kaçmalar, kovalamalar falan filan var. Konu basit ve net, ama günümüzde bile en romantik filmlerden biri olmayı başarmış. Tam sevgiliyle izlemelik, onu bi kenara not edin. Bi de şu meşhuuur restorandaki sahneyi, MGM Movies'te sevgili Digitürk kestiği için izleyemedim. Abartı bulanlar varmış ama, bi şey diyemiyorum. İzlenesi. Not edin.

LİSTELER
* Tüm Zamanların En İyi 50 Romantik Filmi #2 ( tık tık )
* En İyi Romantik Filmler (Time Out) #25 ( tık tık )
* En İyi 101 Senaryo (WGA) 40 ( tık tık )
* Empire 500: Tüm Zamanların En İyi 500 Filmi #90 ( tık tık )
* İzlemeniz Gereken 555 Film (ntvmcnbc) #546 ( tık tık )
* Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film #798 ( tık tık )
* New York Times: Görülmesi Gereken En İyi 1000 Film #965 ( tık tık )

     Michael Fassbender'ı tüm film boyunca kafasında koccaman bir maske ile izlediğimiz çok değişik bir film Frank. Jon, başarılı bir müzisyendir ve artık bir gruba dahil olup kendisini bulmak istemektedir. Soronprfbs adlı oldukça absürd bir gruba, yine çok absürd bir şekilde dahil olan Jon, tam zamanlı işinden bile vazgeçer. Her bir üyesi bambaşka karakterlere sahip olan grup, son albüm çalışmaları için şehir hayatından uzaklaşır ve bir evde çalışmaya başlarlar. Jon, bu ilginç insanları tanıdıkça kararını sorgulasa da, her yeni günle beraber yaşadıklarına hayır diyemez. Grubun baş üyesi Frank, maskeyi sadece sahnede değil, 7/24 kullanır. Bu Jon kadar sizi de delirticek emin olun. Yükselişte olan bir oyuncu için tüm filmi yüzünü kullanmadan oynamak hayli riskli olsa da, sevgili Fassbender ellerini kollarını , ses tonunu bile büyük bir profesyonellikle kullanarak, benden tam puan aldı. Ay mutlaka izleyin, çok farklı bir deneyim.

     Afişiyle bile heyecanlandıran filmleri ben baştan çok seviyorum! Seeking a Friend For The End of The World, başrollerinde hep çok güldüren ama bu filmde hüzünlendirmeyi de ihmal etmeyen Steve Carell ve o uyuzlar uyuzu şekillere soktuğu ağzıyla Keira Knightley'ı barındırıyor. Artık Dünya'nın sonu gelmiştir. Büyük bir çarpışmayla beraber yok olacak Dünya'da geri sayım başlamıştır. Bu büyük kaos içinde karısı tarafından terk edilen Dodge, evinde yalnız başına otururken sevgilisiyle kapışan Penny'i kısa bir süreliğine misafir eder. Aralarında başlayan muhabbetle beraber, Dodge beyefendinin hiç unutamadığı eski sevgilisine ölmeden kavuşmasının planını yaparlar ve yola koyulurlar. Yolda bir çok durağa uğrayıp, ortamdaki kaostan nasiplerini de alan ikili arasında çok naif bir ilişki başlar. Son sahnesiyle beni öldüren film, iyi ki izledim dedirtenlerden. Peki ya siz, dünyanın son saniyelerinde, kimin yanında olmak isterdiniz?

  
     Her zamanki gibi bir devam filmini, ilkini izlemeden izledim. Helal be bana, valla. Büyük başarı. 4: Rise of The Silver Surfer, 2007 yapımı bir fantastik film. Süper kahramanlardan oluşan 4 arkadaşımız, her zamanki gibi dünyayı kurtarma derdindedir. Her birinin çok ilginç güçleri var. En komiği kolları bacakları uzayan Reed'inkiydi. Ya bi de sen takımın beynisin. O girdiğin kılıklar neydi öyle ya :D Jessica Alba da tüm lensli ölü balık bakışlarıyla arzı endam eyliyordu. En sevdiğim kurabiye adamdı valla (Adını ben taktım. Anladınız siz). Yaani kötü değildi. Fırsat bulursam ilkini de izlerim. Sıkmadan izlenebiliyor en azından. 



Okuyan, okumayıp resimlere bakıp kapatan, yorum bırakan bırakmayan herkese çok çok teşekkürler. Biliyorum orda yüzlerce insan var ve hayatınızın birkaç dakikasına eşlik ediyor olmak harika bir duygu. Keyifli bir pazarınız, ardından güzel bir haftanız olsun. Görüşmek üzere.

NELER İZLEDİM #19

   

 Baharı sevmem ama en sevdiğim ay mayıstır. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu derseniz, cevabım yok. Yaşadığım en güzel mayıs da değildi ama farklı olduğu kesin. Film izleme bakımından kısır bir döneme de girmiş olsam, telafisi mümkün. Neler izledim okumak ister misiniz?

     Allahım afişin salaklığına bakın ya :D Aylar önce Nacho Libre'nin kamera arkası görüntülerini izlemiştim. Ne değişik film demiştim. Sonra filmi de izlemek kısmet oldu. Absürt komedide belki de en başarılı aktörlerden biri olan Jack Black'i çok severim. School of Rock gönlümün efendilerindendir. Bilenler bilir, bilmeyenleri şöyle alalım . Nacho, yetimlerin yaşadığı bir manastırda büyümüştür. Kendisi gibi yetim olan çocuklara yemek yaparak yaşamını sürdürmektedir. Bir gün çocuklara daha kaliteli yemekler yapabilmek için çok para kazanmayı aklına koyar ve bunu da güreşerek kazanacaktır. Film komik ve absürt olmasının yanında bence çok naif bir konuya sahip. Nacho'nun saflığı, rahibeye aşkı falan çok hoştu. Bi de soundtrackleri kesinlikle çok başarılı. Filmi almış götürmüş. 2006 yapımı bu film, önerdiklerim arasında.

     Çoğu kişinin 1989 yapımı bu filmden haberi olduğunu sanmıyorum. Başrollerde Robert De Niro ve Sean Penn ve bonus olarak Demi Moore'un botoxsuz gencecik hali var desem? Ned ve Jim, bir hapishanede mahkumdurlar. Karşılarına bir fırsat çıkar ve kaçmayı başarırlar. Bir anda kendilerini bir kilisede rahip olarak bulurlar. Başta ayak uydurmakta zorlansalar da yavaş yavaş alışırlar. Tabii yanlış anlaşılmalar, polisten saklanma çalışmalar da devam eder. Yaşadıkları yerden de kaçmaya çalışırken başlarına gelmeyen kalmaz. Tamam melek değiller ama bence çok kötü insanlar da değillerdi. Polis daha kötüydü :D Ben Ned ve Jim'i sevdim. Ama eklemem gereken bir şey var ki; Sean Penn gençken ne çirkinmiş be. Herkes beğenmeyebilir ama ben sevdim. Sakin bir alternatif.

     Biyografi seviyorum, hele de filmde ayrı seviyorum. Bu seferki film, eski Amerikan başkanlarından Franklin Roosevelt hakkında. Roosevelt, başkan olmadan önce, seçim kampanyaları filan düzenlerken, bir gezisi sırasında çocuk felcine yakalanır. Artık yürüyemez hale gelen Roosevelt'in en büyük destekçisi, hastalıktan önce aldattığı (Allahın olmayan sopası yine devrede) karısı Eleanor Roosevelt'tir. Bir süre izole bir hayat yaşayan Franklin, bir kaplıcadan davet alır. Şansını denemek için yola çıkar. Artık burdan sonra kendisine inancı geri gelir. Kendisi gibi hasta olan insanlarla beraber her gün egzersizler yapar. Yürüme yetisini yavaş yavaş geri kazanan Roosevelt, bu hastalıkla ilgili bilinçlendirme çalışmaları da yapar. Sırada, Amerika'ya başkan olmak vardır. Bir TV filmi olan Warm Springs'in 3 Altın Küre adaylığı mevcut. Başarılı bir biyografik film örneği.

     İsmiyle beni kalbimden vuran 2013 yapımı Labor Day var sırada. Kocası tarafından aldatılınca oğluyla beraber bir başına yaşayan yalnız bir anne rolünde pek sevgili Kate Winslet var. Bir gün alışveriş sırasında yaralı bir halde olan Frank ile yolları kesişir. Frank, kaçak bir suçludur ve anneyle oğlunu tehdit ederek evlerinde saklanır. Yaşından büyük sorumlulukları olan oğul Henry hem asosyal annesini idare etmek hem de bu suçluyla baş etmek zorundadır. Ortam yavaş yavaş ısınmaya başlar ancak televizyonda sürekli Frank'in fotoğrafları dönmektedir. Zaman geçtikçe anne Adele ve Frank arasında tutku dolu bir aşk başlar. Aslında Frank'in göründüğü kadar kötü biri olmadığını düşünen anne oğul için Frank, yitirilen bir eş ve bir baba görevi görmektedir. Daralan çember, bu üçlüyü birbirinden ayıracak mıdır acaba? İzlenesi.




   Tek kelimeyle ÇÖP. Böyle vasat bir film olamaz. Konusu resmen "ay siz yorulmayın biz daha filmin ortalarında katili açıklayalım" tadında. Bi de en sonda güya yaptıkları zekilikleri tek tek açıklayan suçlu yok mu aman allahım. Sakın izlemeyin.





     Son zamanlarda izlediğim filmlere göz atmak ve sırada hangi filmler olduğunu görmek isterseniz, sağ tarafta sizi rengarenk bir kısım bekliyor. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. Yorumlarınızı bekliyorum.

Instagram: merababenseda

NELER İZLEDİM #15

    
 Neler İzledim beşliğimize hoşgeldiniz. Evde kısa süreliğine anne rolü üstlenmem nedeniyle yazılarım biraz gecikti. Pazartesi de işe başlayacağım düşünülürse, bu hafta bol bol yazı planlamam lazım. Eğer istekleriniz varsa yorum bırakmayı unutmayın. Biz şimdi beş filmimize bakalım nelermiş.

drugstore cowboy filmi
     1989 yapımı, başrollerinde gencecik Matt Dillon, Kelly Lynch, yeni gözdem Heather Graham'ın bulunduğu polisiye-dram türünde yer alan Drugstore Cowboy'la açılışı yapalım. Uyuşturucu bağımlısı 4 genç, market-eczanelerdeki (oralarda öyle) satılan ilaçları çalarak, uyuşturucu niyetiyle kullanırlar. Birgün içlerinden biri aşırı doz nedeniyle ölür. Ellerinde onlarca ilaç ve bir cesetle kala kalan grup, bir yol ayrımına gelir. Empire'ın seçtiği En İyi 50 Bağımsız Film, New York Time'sın Görülmesi Gereken En İyi 1000 Film ve Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film listelerinde kendisine yer bulan film, eleştirmenlerden tam not almış. Hatta başrollerden olan Matt Dillon oynadığı filmlerden en sevdiği filmin Drugstore Cowboy olduğunu açıklamış. Conan O'Brian ' ın da favori filmlerindenmiş. Beni güzel noktalardan yakalayan bir filmdi. Öneriyorum efendim.

Hayallerin Peşinde filmi
     2008'de vizyona girdiğinde Titanik'ten sonra Kate Winslet ve Leonardo DiCaprio'nun tekrar biraraya gelişiyle büyük isim yapan Revolutionary Road'u nihayet izledim. Hiç olmasa afişi sürekli karşıma çıkan film, Richard Yates'in aynı adlı romanından uyarlanmış. Frank ve April adlı çiftimiz, 1950'lerin ortalarında, Amerika'da iki çocuklarıyla yaşamaktadır. Film, o zamanların Amerikan evlilik kurumlarına sıradan bir bakış aslında. Adam, işinde mutsuz, her an pes etmeye hazır; kadın, idealleri daha doğrusu hayalleri için her şeyi yapacak kadar gözü kara. Ama geçim derdi, makam mevki aşkı, çıkar çatışmaları karı kocanın istemeden de olsa hayatı kabullenişlerine neden olur. Kadın ve erkeğin bunalımı bir süre sonra sizi de içine alıyor, ben durduk yere gerildim :D 3 Oscar adaylığı bulunan filmi izlemediyseniz, bu cumartesi gecesi için listeye ekleyin bence.

cennet gibi filmi
     Bu gidişle tüm filmlerini izleyeceğim Mark Ruffalo ve klasik sarışın oyunculardan Reese Witherspoon'un başrolde yer aldığı 2005 yapımı fantastik, romantik komedi türündeki Just Like Heaven tüm klişeliğiyle karşımızda. Genç, başarılı ve işine aşık bir doktor olan Elizabeth, bir akşam arkadaşlarının O'na ayarladığı erkekle buluşmaya giderken trafik kazası yapar ve komaya girer. İki dünya arasında sıkışıp kalan Elizabeth'in ölmesi beklenirken, evi peyzaj mimarı David'e kiralanır. Klasik olarak duvarlardan geçen, David'den başkasına görünemeyen Elizabeth ile aşk-nefret ilişkisi yaşayan David, kadını tekrar dünyaya döndürmeye çalışır. Tek başına izlenince hafif hüzün yaratan, sevgiliyle izlenince tatlı romantik bir filme dönüştüğü söylenen Just Like Heaven, Marc Levy'nin aynı adlı romanından uyarlama. Arada da böyle risksiz, klişe filmlere ihtiyaç duyuyor bünyeler.

sekiz saniye filmi
     Kendini izletmeyi başaran, sosyal medyada adından sıkça söz edilen 8 Saniye. yönetmeni Ömer Faruk Sorak'ın daha önceki Aşk Tesadüfleri Sever filmine sevgimden gittim diyebilirim. Esra, Almanya'da 3 ablası ve yaşlı anne babasıyla yaşayan bir kız. Çocukluğundan beri gördüğü rüyalarla başı dertte. Büyüdükçe ve hayatta/aşkta yaşadıklarının yükü de ağırlaşınca, rüyaların boyu da değişir. Diyor ki; gece uyansan kalksan ve yatağa baktığında hala uyumakta olan kendini görsen sen ne yaparsın? Bu cümle psikolojimi bozdu arkadaşlar. Herhalde kafayı yerdim :D Başrol Esra İnal'ın ilk oyunculuk deneyimi ve bu konuyla ilgili hiçbir deneyimi yok. Hatta dediğine göre sette ilk zamanlar kameralar nerde, nereye bakması gerek hiç bilmiyormuş. Belki de bu yüzden çok doğal oynamış. Filmden nefret etmedim ama bu "bir sabah kalktım ve dedim ki artık hayatım değişmeli" klişeleri beni biraz boğuyor.

vanilla sky filmi
     Kafa Karıştıran Filmler Listesi ' nde yer bulmuş ve benim kafamı ciddi anlamda karıştıran Vanilla Sky ile kapanışı yapalım. Kafam hala karışık olduğu için konuyu nasıl toparlasam bilemiyorum ama bi bakalım. Yakışıklı, zengin ve çapkın (muhteşem üçlü) David (Tom Cruise), evindeki bir partide  tanıştığı Sofia'ya (Penelepe Cruz) fena halde tutulur. Tamam artık hayatımın aşkını buldum kafasındayken, kendisine tutuk olan Julie'nin (Cameron Diaz) "haydi arabaya atla, bi kaçamak yapalım" teklifine ne yazık ki hayır diyemez. Araba fena bir kaza yapar ve David'in yüzü artık tanınmayacak haldedir. Yüzünü eski haline döndüreceğinin vaadini veren doktorlara kendini teslim eden David'in yaşadıkları, sadece bir ilüzyon mu acaba? Kafamı çok karıştıran bu filmden çıkardığım en güzel şey; bir kereden nolur dediğimiz yasak şeyler hayatımızı kabusa dönüştürebilir.Alın size risk!Abre los ojos filminin Amerikan çevrimi olan Vanilla Sky, Cruz'un en beğenilen performanslarından biri.

     Yine daldan dala atladım, sizler için araştırmalar yaptım, elimde ince belli bardağımla izlediğim filmleri tarihe geçirmek istedim. Umarım beğenerek okumuşsunuz. İzlediğiniz ya da izlemeyi düşünmeye karar verdiğiniz filmler varsa yorum bırakın, konuşalım! Yeni filmlerde görüşmek üzere.