Walt Disney'le birlikte güzel bir yolculağa ne dersiniz? Mary Poppins'i yakın zamanda izlemiş biri olarak bu filmden keyif almamam mümkün değildi. Sizlerle de paylaşmak istedim. John Lee Hancock'un yönetmenliğini yaptığı filmin başrollerinde benim aşkım Tom Hanks ve Emma Thompson var.
Yazdığı Mary Poppins çocuk kitabının filme çekilmesi isteniyor Bayan Travers'tan. İsteyen de Walt Disney. Kızlarının isteği olduğunu söyleyerek, yazarı ikna etmeye çalışır. İkna diyorum çünkü Bayan Travers çetin ceviz. Oldukça aksi, kurallarına bağlı bir kadın. Filmde ikna çalışmalarını ve ikna olduktan sonraki filmin yazım aşamalarını izliyoruz.
Filmde Bayan Travers'ın çocukluğunun flashbackleri, şimdiki zamanla beraber ilerliyor. Zaman farkını ayırt etmede zorlanmıyorsunuz. Renk farkı başarılı olmuş. Bu geri dönüşlerle Bayan Travers'ın aslında neden böyle zor bir kadın olduğunu, kitabı film olarak paylaşmama isteğini anlıyoruz.
Filmde en sevdiğim sahnelerden bahsedecek olursam;
* Supercaligrafilisticexpialidocious şarkısından bahsedemeden, müzisyenlerin kağıdı saklamaları. Mary Poppins'ten sonra Oxford sözlüğünde bile yer bulan bu söylemesi zor sözcüğün, ne zorluklarla kabul ettirildiğini görmek beni çok eğlendirdi. Aynı zamanda bu şarkı listelerde de önemli yere sahip.
* Müzisyenleri çok sevdim. Özellikle Jason Schwartzman'e bayıldım!
* Colin Farrell'lı baba-kız sahnelerini çok sevdim. Zaten filmde anneden çok , baba figürü ön planda.
* En sevdiğim şarkıda dans etmelerini çok çok sevdim. Sizin için şuraya bir link hemen:
tık tık
* Ve tabii ki Disney'in o renkli dünyası.
Filmin 1 Oscar adaylığı, 67 başka adaylıkları ve 11 ödülü var. Bu adaylıklarda Altın Küre'de Emma Thompson'un en iyi kadın oyuncu adaylığı da var. İzlerken sizi gerçekten sinir edecek bir kadın ama, unutmayın. Kadın döktürmüş.
Bu filmden önce mutlaka Mary Poppins'i izleyin. O büyülü dünyada biraz kendinizi kaybedin. Sonra da peşinden Saving Mr. Banks'i izlerseniz tadından yenmez. Ayrıca film bittikten, cast ekranda döndükten sonra gerçek yazım aşamalarının ses kaydını dinliyoruz. Sakın kapatmayın hemen. IMDB puanı 7.6, Rotten Tomatoes puanı 80 olan bu keyifli seyirliği izlerseniz, gelin konuşalım!
Ayrıca
görseller: IMDB, screenrant, nypost
Tom Hanks ve Steven Spielberg severleri buraya alabilir miyiz? Teşekkürler. 2004 yapımı 128 dakikalık The Terminal'ı kulağımda
Coldplay-Magic varken size anlatmak büyük mutluluk. Yönetmenliğini Spielberg'in yaptığı filmde, Tom Hanks'e eşlik edenler Catherina Zeta-Jones ve Stanley Tucci.

Krakozya adlı ülkesinden Amerikaya gelen Viktor Navorski uçaktayken ülkesinde devrim olur. Ve maalesef pasaportu geçersiz sayılır, ülkeye alınmaz. İngilizcesi oldukça kısıtlı olan Viktor'a ülkesinde savaş çıktığı anlatılmaya çalışır, geçici bir süreliğine havaalanının alışveriş yapılan bölümünde kalıp bekleyebileceği söylenir. İşte öyle böyle derken 9 ayını havaalanında geçiren göçmen Viktor'la bu sürede yaşadıklarını izliyoruz.

Krakozya, Spielberg tarafından yaratılan bir ülke. Doğu Avrupa taraflarından. Filmin en sevdiğim yanlarından biri, Tom Hanks'i tamamen göçmen sıfatına bulayan o tarifi mümkün olmayan aksanlı dili. Yan tarafta gördüğünüz sahne, ahh o sahne. Çıkmıyor aklımdan, böyle bir oyunculuk olamaz. Viktor'u eline bikaç yemek fişi tutuşturup duty free lerin orda bırakırlar. Plazmalarda ülkesinin adını ve savaş görüntülerini görür. Oraya buraya sesini açın diye bağırır, yardım ister, senin saflığını yerim ben. İşte bu sahne orası. O çaresizliği dibine kadar yaşadı, yaşattı. Enfes bir sahne.
Gerçek bir hikayeden esinlenilmiş filmde. Zaten zaman zaman karşımıza çıkan bir durum. Havaalanında staj yaptığım zamanlar ben bile şahit olmuştum, belki de o yüzden filmi daha çok sevdim. 9 ayını orda burda geçirir, kendisine küçük de olsa bir yaşama alanı yaratır, iş bile bulur Viktor. Burda bir eleştirim var, 9 ayın geçtiği pek inandırıcı olmadı. Sanki 1 ay geçti gibi oldu. Yani süreyi inandırıcı kılacak bir unsur isterdim. Bir anda 9 ay geçti dediklerinde havada kaldı.
Bu sürede İngilizcesini geliştiren Viktor, bir de aşık olur! Burda devreye Catherine abla giriyor. Hostesimiz. Ama filme hiç olmamış. Hem kişi hem karakter olarak. Zaten karakter lanet, en nefret ettiğim kadın tipi de neyse. Çok saldırmayayim. Havaalanının güvenliğinden sorumlu olan Stanley Tucci ise Viktor'la uğraşmaktan bıkar, kaçmasını ya da başka yasadışı işler yapıp başından gitmesini ister. Onun da uğraşlarını izliyoruz.

Filme romantik komedi denmiş ama romantik denemez bence. Komik mi, evet. Kahkaha attırıyor. Film için JFK havaalanı haricinde bir model havaalanı inşa edilmiş. Orada da çekimler yapılmış. IMDB'de bunun dışında çok ilginç bilgiler edindim. Bir sahnesinde kruvasanın nasıl keşfedildiğinden bahsediliyordu. Meğer ucu biz Türklere dayanıyormuş. Hilal şekli de bayrağımızdaki hilalden geliyormuş. Neyse efendim, filmde oldukça fazla devamlılık hataları, set arkası çalışanlarının görülmesi vs gibi hatalar bulunmakla birlikte, aşırı bir reklam da söz konusu. Burger King ler Starbucks lar havada uçuşuyor.
Hintli temizlik görevlisinin akrobatik hareketleri oldukça güldürme garantili. Zoe Saldana'yı görmek de güzeldi. Bazı sahneler zorlama olsa da (Hintli amcanın uçağı durdurması aşırı zorlamaydı), Tom Hanks'in nefis oyunculuğu için izlenesi bir film. Dediğim gibi, o ağladığı sahneye dikkat!
61. Venedik Film Festivali'nin açılış filmi olan The Terminal'in hasılatı da başarılı. IMDB puanı 7.3, Rotten Tomatoes puanı ise 61. Amerika'ya girişin ne denli zor olduğuna hafif dokundurtan film, Tom Hanks'i farklı bir dille, nefis bir oyunculukla izlemek isteyenlere şiddetli önerimdir. Spielberg'den bahsetmiyorum bile. Adam ne yapsa olmuş. Sözü filme bırakıyorum. İzlerseniz konuşalım.
 |
| Tom Hanks'ler ölmesin |