NELER İZLEDİM #29



Sadece Brad Pitt ve O'nun o dehşet gülümsemesiyle de karşılayabilirdim sizi ama, ahh şu Gwyneth, kandırdı beni sarı çiyan. Ne güzel bir kare değil mi sevgili okur? Merhaba bu arada, çok özledim sizi. Konuşacak çok şey birikti. Ve aşırı enerjiğim. Bakalarım neler dökülücek ağzımdan :) Buyrunuz, sohbetimiz başlasın.

     Film izlemeyi bir yaşam biçimi olarak kabul etmiş :D çoğu insanın hayatından geçmiş bir film sanırım Seven. O kadar çok karşıma çıkıyordu ki, hep de erteledim. Ama artık zamanı gelmişti. Gone Girl'le son yılların altın vuruşunu yapan David Fincher'ın küllerinden doğduğu söylenen film 1995 yapımı. Bir adet emekliye ayrılmak üzere olan ama son işini almış bir dedektif olan Somerset, bir adet de oldukça çılgın, 2 dakika sonrasını düşünmeyen deli dolu dedektif Mills'imiz var. John Doe tarafında işlenen peşi sıra cinayetleri çözmek ikisinin görevidir. Farkettikleri nokta, her cinayetin nedeni, ölen insanların 7 büyük günahtan birini işlemiş olmasıdır. Ama hepsi, kendi günahlarını işleyerek ölüyor. Mesela açlık. Çok şişman olan bir adam öldürülür. Adam çok yemek yemeye zorlanıyor ve ölüyor. Çok ilginç değil mi? İşte böyle böyle zincirleme devam ediyor olaylar. Filmde sürekli yağmur yağıyor. Çok ama çok kasvetli bir ortam. İçinizi ısıtıcak tek şey Brad'in gülüş... ay ne diyorum ben :D Katil kim diye çok merak ediyorsunuz onu söylemem gerek. Kim olduğunu söyleyip tadını kaçırmiyim ama, eyyy adam o nasıl bir oyunculuk! Mutlaka izlemişsinizdir. Ama izlemediyseniz, hazır havalar da soğuk ve kasvetliyken bi izleyin. Benim mesela tekrar izleme gibi bi planım var.

SEVDİKLERİM

* Bir pazarlama stratejisi olarak, oldukça ünlü bir oyuncunun canlandırdığı katil, afişte ve trailerlarda kesinlikle yer almamış. İlk olarak filmi izleyerek öğrenmiş seyirciler! 

* Film bitişinde cast, her zaman olduğu gibi aşağıdan yukarı değil, yukarıdan aşağıya doğru akıyor. Bu Stoker filminde de vardı. O filmle ilgili zırvaladıklarım için de şuraya bi tıklayabilirsiniz. Farklı.

* Gwyneth Paltrow'un 23 yaşındaki duru güzelliği! Bizde güzele güzel denir. Hiç kıskanmam. 

IMDb sırası ve puanı : 355 - 8.6

     Çağan Irmak'ın filmlerini sanırım seviyorum. Çok bi numarası olmasa bile izletiyor kendini. Bu da Türk sineması kıstasım için şuan yeterli. Demet Akbağ ve Yetkin Dikinciler'in başrollerinde olduğu film, buram buram yaz kokuyor. Demet Akbağ'ın oyunculuğunu çok beğeniyorum. Böyle şey, yaşıyor gibi oynuyor. Tabi biraz yaşlandı artık. Ama oynuyor kadın. Konusuna gelelim. Eşini yeni kaybeden Nadide, bir torunu ve yetişkin iki çocuğu olmasına rağmen, evlendiği için zamanında yarım bıraktığı üniversitesine geri döner. Bölümü de su ürünleri mi neydi öyle bi şey. Derler kapsamında araştırma yapmak için sinirli bir kaptanı olan gemiyle denizlere açılırlar. Ve olaylar gelişir. Güzeldi yani, yer yer duygulandırdı da. Artık vizyonda değil ama tv de kesin verirler. Denk gelirseniz izleyin.

IMDb puanı : 6.7


     Hiç izlemeye yeltenmeyeceğim bir film türü sanırım Looking For Eric. Ama Deep tavsiye eder de izlemez miyim? İzledim. Eric, hayattan soğumuş, en dibe inmiş, postacı bir abimizdir. Üvey evlatları ile beraber yaşayıp, onların sorunlarıyla filan uğraşmaktadır. Bir gün hayalinde ünlü futbolcu Eric Cantona'yı görür. Ama baya kanlı canlı karşısında durmakta. Hayattan, sorunlardan bahsediyorlar. Bir gün Eric'in başı, üvey evlatlarının biri yüzünden belaya girer. İşte bu beladan, Eric Cantona kurtaracaktır kendisini. Diğer yandan iş arkadaşlarıyla olan bağlılıklarını da çok sevdim. Ne biliyim, o şişman abi çok tatlıydı bence. Çok babacan :D Neyse, ben Eric Cantona'ya daha önce hiç rastlamadım sanırım. Emin değilim. Yer yer O'nun efsanevi gollerinin görüntülerine de yer verilmekte. Ayrıca Cantona çok tipsiz olmakla beraber, acayip karizmatik, allah günah yazmasın. Deep'in de dediği gibi, gündelik bir hayat hikayesi. Çok çabuk sıkılan biri değilseniz, akşam yemeğini hazırlarken bi yandan izlenesi.

IMDb puanı : 7.2


     Woody Allen'dan bir sağa bir sola karışmadan duramayan, birbirinden farklı bi çok tadı damağınızda bırakan bir film. Açılışı kocası tarafından aldatılan yaşlı bir hanımefendinin falcıya gidip ondan medet ummasıyla yapıyoruz. Ordan annesi gibi evliliğinde ve işinde dikiş tutturamayan kızına geçip, yazarlıkta bir türlü istediği başarıyı elde edemeyip karşı apartmandaki kırmızılı kadını her gün gizlice izlemekten kendini alamayan damadına geçiyoruz. Benim en sevdiğim kısımlar sanırım aldatan yaşlı koca rolündeki Antony Hopkins'in yeni çıtır sevgilisinin olduğu yerlerdi. Aman allahım bu kadar mı salak, saf, para manyağı, sıfır kültürlü bir kadın olabilir. İngiliz aksanıyla beraber karışınca beni çok eğlendirdi. Spor salonundaki bölümler hele efsane :D Bu arada Antony dedim, Hopkins dedim, kalp atışlarınız hızlandı mı? Ben çok severim kendisini de. Çok uzatmiyim, keyifli, su gibi akan, derdini güzel anlatan, gerçi çok da bi derdi olmayan bir film. Güzeldi, izlenesi. İlginç de bi bilgi not düşiyim: Yönetmen Woody Allen, usta oyuncu Antony Hopkins'in filmde oynamayı kabul edeceğine hiç ama hiç ihtimal vermiyomuş. Oynamış, çok da iyi güzel oynamış.

IMDb puanı ve sırası : 6.3 - 4268


     Şu filmi ucundan kıyısından da olsa izlemeyen yoktur sanırım. Televizyonda ne kadar sık verirlerse versinler, yeşilçamın o sırrı çözülemeyen "izledikçe bıkmama" olayı burda da geçerli. Kemal Sunal'ın hayat verdiği Seyid karakteri, bir apartmanda çekirdek ailesiyle beraber yaşayıp, kapıcılık yapmaktadır. Hem apartmanın hem de sakinlerinin kahrını çeken Seyid efendi, apartmana hırsızlık yapmak için taşınan bir kadın ve bir erkek sayesinde hayatına az da olsa renk katar. Apartman yöneticisi kılıbığın teki, o istifa edip yerine geçen adam kurallarına sıkı sıkıya bağlı huysuz. Seyid bunlarla uğraşırken bi de karısı hamile olduğunu öğrenmez mi! " Karının üstüne ceketimizi atsak hamile kalıyor doktor " diyerek, esaslı kahkahalar attıran Seyid, tüm bu zorlukların üstesinden gelip, iyiliklerinin karşılığını elbet alıcak! Çok çok çok keyifli, Zeki Ökten yönetmenliğinde 1976 yapımı bir film. Bir pazar kahvaltınızı yapıp, üzerine keyif kahvelerinizi içerken size eşlik etmeli mutlaka. Bana güvenin, çok keyifli. Ufak da bir sorum olucaktı: Acaba filmin geçtiği apartman İstanbul'un hangi semtinde bilen var mıdır? Aşırı merak ediyorum da :)

Daha sakin, daha barışçıl, daha kardeşçe yaşanılan bir ülke isteğiyle bitiriyorum yazımı. Kara günler çabuk biter, hepimiz yine keyiflerimize dalar gideriz de, şehit ailelerinin ateşi hiç ama hiç sönmez. İşte benim içime en çok oturan şey. Hayat gerçekten çok garip.

Mutlu Pazarlar.


KISA FİLM / SNOWDRIFTER (2012)

Kar dolu geçen günlerimiz adına, tatlı mı tatlı bir kısa film paylaşıyorum sizinle.
 Keyifli pazartesiler. 


detaylı bilgi için FİLMİNEBANDIM 'a uğrayınız.


NELER İZLEDİM #28



Merhaba. Şu soğuk günlerde dışarı çıkıp gezmek hiç içimden gelmediğinden ve de işimin yoğunluğundan dolayı halim kalmadığından  iş-ev arasında gidip gelen hayatımı tek renklendiren şeyler film/kitap. Bolca izleyip, okuduğumdan paylaşacak da çok şeyim var. Hadi haftanın beşliğine buyuralım!

     2005 yapımı, bol ödüllü ( Plutzer ve Tony'nin de mevcut olduğu) bir tiyatro oyunundan uyarlama olan Proof, inandırıcılığın sınırlarında bizi bolca gezdiren bir film. Başrollerde Gwyneth Paltrow (aşkım) , Antony Hopkins (aşkım 2) ve Jake Gyllenhaal var ki, Onları izlemek şahane. Babası büyük bir matematik dehası olan Catherine, O'nun ölümüyle içine kapanmış ve yalnız yaşamaktadır. Babası ölmeden önce fazlaca dehadan ileri gelen delilikle savaşmaktaydı. Bu delilik az biraz da olsa Catherine' e de bulaşmış olabilirdi. Hep babasının başarılarının gölgesinde kaldığı için kendisinin de matematikte başarılı olduğunu gösterip kanıtlaması oldukça zorlayıcı olacak! Çoğu yerde 'acaba' larla boğuşacağınız, neyin doğru olduğunu anlamaya çalışırken akıp giden bir film. Güzel bir alternatif.


IMDb sırası ve puanı :  0 - 6.8

       2011 yılından komik ve bir o kadar çerezlik What's Your Number ile devam! Korkunç Bir Film serisiyle yıldızı parlayan (klişe laflarım nasıl?) Anna Faris ve genellikle görüldüğünde kızlarda iç çekmeye neden olan Chris Evans başrollerde. Ally, kız kardeşinin bekarlığa veda partisinde oynadıkları oyunda, gruptaki tüm kızlardan çok daha fazla :D erkekle yattığını öğrenir. Bunun üzerine bi karar alır; başka hiçbir erkekle yatmayacak ve evleneceği son adam bu yattığı erkeklerden biri olacaktır. Karşı komşusu bizim yakışıklı Chris, O'na eski sevgililerini bulmasında yardım edecektir. İşte filmde bu erkeklerle olan hikayelerini, nasıl ayrıldıklarını ve neden tekrar bir araya gelemeyeceklerini izliyoruz. Bu süreçte Chris ve Ally birbirlerine aşık olurlar ancak başka hiçkimseyle yatmama kararı Ally' yi geri çeker. Ama bi dakka, ya Ally sayı sayarken bi hata yaptıysa?

IMDb sırası ve puanı :  1793 - 6.0
İLGİNÇ BİLGİLER
* Anna Faris; gerçek hayatta, filmde eski sevgililerinden birini oynayan Chris Pratt ile evli.
* Düğünde arkada çalan grupta bir Türk müzisyen vardı. En sondaki akışta farkettim. Adını şimdi bulamadım ama o zaman araştırmıştım. Başarılı bir müzisyenimizdi.

     Scarlett Johansson'un unutulmaz bir oyunculukla arz-ı endam ettiği Under the Skin, 2014 yılının ses getiren filmlerinden biri olmuştu. Dünyaya gelip, insan formuna bürünüp, güzelliğini kullanarak arabasına çektiği otostopçuları bir güzel öldürüp kendi gezegenine götürme planı olan bir uzaylı olarak izlediğimiz Johansson, her uzaylı keşke senin gibi olsa dediğimiz türden:D Oldukça basite indirgenebilen bir konuya sahip Under the Skin için, benim görüşlerim ortalamayı pek geçemedi. Filmin yönetmeninin aslında başarılı bir klip yönetmeni olduğu düşünülürse, sahnelerde bu etkiyi görmek mümkün. O nedenle sekanslar bazen çok uzayıp, anlamsızlaşabiliyor. Kafayı çok yormayan, kaliteli bir film izlemek izleyenler için not edilesi. Ancak bu basit konunun altında yatan derin anlamları da unutmamak lazım. 

IMDb sırası ve puanı : 755 - 6.3
İLGİNÇ BİLGİLER
* Johansson'un güzelliğiyle arabasına çektiği karakterler aslında gerçek oyuncular değilmiş. Yönetmen arabaya gizli bir kamera yerleştirmiş. Farkına vardıklarında açıklamışlar bir filmde olduklarını. Tabi Johansson'u da nasıl tanıyamamışlar orası muamma.
* Filmin hazırlık aşaması, yaklaşık 9 sene sürmüş.
* Steven Schneider'in yazdığı "1001 Movies You Must See Before You Die" adlı kitabına da dahil olmuş.

     İsmi ve afişi karşıma sıkça çıkan District 9, bir de Deep'in blogunda karşıma çıkınca izlemeden edemedim. Yine uzaylıları işleyen bir film. Dünyaya inen bir uzay gemisi, gitmeye de hiç niyeti yok. Toplum içinde karışıklıklara neden oldukları için, 9. Bölge denilen yerde lanet bir şekilde yaşamaya zorlanmaktalar. Yani tabi onlar da zararlılar filan ama, vahşi uygulamalara maruz bırakılıyorlar. Neyse efendim; bu bölgenin sorumluluğunu alan Wikus'a, bir gün oradayken yaşanan karmaşada bir sıvı bulaşır. Ne olduğunu başta anlayamaz ama zaman geçtikçe kendisinde bazı değişimler başlar. Kusar, uzuvlarında farklılaşmalar olur vs. Bunun yetkililer tarafından anlaşılmasıyla yakalanır, uzaylı muamelesi görür, karısı olacak şerefsiz de terkeder adamı. Wikus pes etmez ve kurtulmak için uzaylılarla beraber, insanlara karşı savaşır. Sonu o kadar etkileyiciydi ki, sırf bunun için izlemenizi öneriyorum.

IMDb sırası ve puanı : 1079 - 8.0
İLGİNÇ BİLGİLER
* Filmin yapımı sırasında 6 farklı son belirlenmiş.
* Bu film de "1001 Movies You Must See Before You Die" adlı kitaba dahil olmuş.

     Yine Deep'ciğim sağolsun güzel bi film daha keşfettim. 2002 yapımı Cate Blanchett'in senaryoyla beraber omuz omuza başarılı bir film çıkarttığı Heaven, heyecanı yüksek tutan cinsten. Öğretmen olan Philippa, kocası ve birkaç öğrencisini elinden alan uyuşturucuyu satan adamı bulmuştur. Ancak polise yüzlerce ihbarda bulunmasına rağmen adam yakalanmamıştır. İntikamını kendisi almak isteyen Philippa, yanlış bir plan yapınca suçlu konumuna kendisi düşer ve tutuklanır. Bu tutukluluk sırasında dillerini bilmediğini söyler ve tercüme eden Flippa ile aralarında gizliden gizliye bir anlaşma başlar. Kadına aşık olan genç polis, O'nu kurtarmak için işinden vazgeçer ve beraber oldukça bilinmez bi kaçışa kalkışırlar. Filmi çok ama çok beğendim. Blanchett'in oyunculuğu efsane ötesiydi. Bence, az kişinin bildiği güzel filmlerden. Mutlaka izleyin. 

IMDb sırası ve puanı : 0 - 7.1

Yağmur eşliğinde yazdığım yazımın sonuna geldik. Sıkılmadan okuyup, bu cümleye kadar geldiyseniz çok teşekkür ederim. Ben şimdi kız kardeşimle yağmura inat dışarı çıkıp puding alıcam :D Hemen yapıp, akşama da üzerine muz doğrayıp yemek gibi oldukça basit bir planım var, ama çok mutlu eden bir plan. Sizin planlar neler, bugün neler yaptınız, filmleri beğendiniz mi, arasında izledikleriniz var mı, hepsini hepsini merak ediyorum. Yorumlarınızı bekliyorum. Görüşmek üzere.






NELER İZLEDİM #27


Son üç haftanın en sakin pazarından merhabalar. Bugün dışarı çıkmak yerine evde kalıp, uzun bir kahvaltı yapıp, biraz kendime vakit ayırıp, bloglarda vakit geçirme planımı yürürlüğe koydum. Sizlerle de konuşmak istediğim için bir beşlik yazısı hazırlamak istedim. Buyrunuz efendim.

     Marvin's Room, 1996 yapımı, içerisinde Oscar dahil bir çok ödüle sahip olan dev oyuncuları barındıran, dram ağırlıklı bir film. Genç yaşta hasta babasına bakmak istemeyip sorumluluklarından kaçan Lee, kendisine yeni bir hayat kurmuştur. Yeni hayatı da maddi zorluklar, kötü bir eş ve sorunlu bir evlat yüzünden çok da iyi gitmemektedir. Ama bir gün, kalıp babasına bakmayı tercih eden kız kardeşinden hüzünlü bir çağrı alır. Kardeşi kan kanseridir ve uygun ilik için O'nu ve çocuklarını eve çağırır. İşte, iki kız kardeş arasında geçen yer yer suçlayıcı, ardından bağışlayıcı, sorunlu bir yeğenle teyzesi arasında geçen iyileştirici sohbetler ve hasta babanın hepsinde yarattığı merhamet filmin devamı. Bir tiyatro oyunundan uyarlama olan film, Leonardo DiCaprio'nun asi gençliğini özleyenler için de güzel bir alternatif :)

IMDb sırası ve puanı : 4508 - 6.7

     Klişelikten bir tık da olsa uzaklaşmayı başarmış 2014 yapımı bir filmle devam. Kendime İyi Bak, ismi üzerine biraz düşündüren, afişini görünce de bir izlesem mi izlenimi uyandırdı bende. Şimdi konuyu anlatsam kesin spoiler filan veririm çünkü o derece keskin noktaları var. Durduk yere film zevkinizi mahvetmiyim :D Yani genel olarak konu şu; evlenmeye hazırlanan bir çiftimiz var. Davetiye kısmına geldiklerinde erkek, üniversite arkadaşlarıyla buluşur ve eski sevgilisi hakkında duyduklarıyla kafası bi güzel karışır ve işin peşini bırakmaz. Tabi bu aşamada flashback in allahını yaşıyorlar. Ben filmlerde seviyorum flashbackleri. Begüm Birgören, Onur Öztürk ve Aslı Tandoğan'ın oyunculukları çok iyiydi. 


SEVDİKLERİM

Bu filmde daha önce hiç denk gelmediğim bi şey vardı. Mesela flashbacklerde görüntü önce siyah-beyaz, sonra renkleniyor, ardından tekrar siyah-beyaz a dönüyor. Bu renk geçişlerini sevdim. Farklı geldi, ortama hava kattı :D

IMDb sırası ve puanı : 0 - 6.3

     2008 yapımı, Richard Gere ve Diana Lane'in Unfaithful filminin rövanşını aldığı söylenen :) romantik bir film Nights in Rodanthe. Kocasıyla boşanmanın eşiğinde olan Adrienne, yakın bir arkadaşının küçük oteline birkaç günlüğüne göz kulak olmak için Rodanthe'ye gider. Otelin o haftasonu tek misafiri doktor Paul'dür. Otel küçük olduğu için kahvaltıyı, yemeği, çayı, kahveyi hep Adrienne yapmaktadır. E böyle sıcak, tatlı bir ortamda iki yetişkinin yakınlaşması çok normal.(filmlerde!) Sohbetti, muhabetti, şaraptı, fırtınadan korunmak için koynunda saklanmasıydı filan derken, baya baya birbirlerine aşık olurlar. Ancak Paul, kendi gibi doktor olan oğluna yardıma gidecektir. Neresiydi şimdi tam hatırlamıyorum da, uzak bi ülkeye işte. Bu süreçte sürekli mektuplaşırlar, adeta liseliler gibi. Derken bir gün Paul'ün mektupları kesilir. Acaba neden ? İzleyin ve cevabı bekleyin. Ağlatabilir.

IMDb sırası ve puanı : 0 - 6.0

     Akıllara durgunluk veren, artık kült olmuş bir film Mr. Nobody. 2009 yapımı, başrolde oyunculuk dersi veren Jared Leto. Muhtemelen izlemişsinizdir de, yani hani izlemediyseniz hemen bi not alın. Ben filmlerde paralel sonları seviyorum, bu filmde paralel sonun allahı mevcut. Küçük bir oğlan çocuğu olan Nemo, ayrılan annesi ve babası arasında kalır. Babasıyla kalırsa ne olur, annesiyle giderse ne oluru izlediğimiz film, bize her seçimin hayatımızda ne denli büyük farklılıklar yaratabileceğinin güzel bir dersini veriyor. Ergen Nemo ve yetişkin Nemo'nun birbirinden farklı hayat hikayeleri çok zekice kurgulanmıştı. Kafanız çok karışıyo bi kere onu söyliyim. Çok sakin ve kafanızın rahat olduğu bi zamanda izleyin. Süresi de 2 saatten uzun olunca, size arkanıza yaslanıp bu muhteşem film ziyafetini çekmek kalıyor.


SEVDİKLERİM

* Nemo'nun hayatına giren üç kadının da farklı renklerle karakterize edilmesine bayıldım. Kırmızı-aşkı, mavi-depresifliği, sarı-hırsı ifade etmekteymiş. 

* Jared Leto'nun özellikle akıl hastanesi sahnelerindeki oyunculuğu beni çok rahatsız etti. Rahatsız etti derken kötü anlamda değil, baya baya o içinden çıkılamaz kaosu bakışlarıyla bana hissettirdi. Adam büyük oynamış.

IMDb sırası ve puanı : 851 - 7.9





     Çöp.







IMDb sırası ve puanı : 0 - 4.1

Yorumlaşmak ve karşılıklı olarak bir şeyler paylaşmak, şu blog işinin en güzeli. Okuyan herkese çok teşekkürler. Haftanız sorunsuz ve güzel geçsin!




En Sevdiğim Filmler / 2015


Dünyaca ünlü sinema dergileri, web siteleri; 2015'in sen sevilenleri listelerini yapar da ben yapmaz mıyım? Yaparım. İşte karşınızda, 2015 yılında izleyip en çok beğendiğim filmlerin listesi. Filmlerden daha önce bahsettiğim postların linkini de oracığa bırakıyorum :)

dabba


yıldız haritası


munich


yaşlılara yer yok


unutma beni


köstebek

The Departed (ef-sa-ne)

büyük budapeşte oteli


iki kadın bir erkek


terminal


dünya savaşı z


Julianna Moore 'un üç filmiyle beraber girdiği listemi olur da okur, incelerseniz, bana bir selam bırakmayı unutmayın :)

Yeni yılda başta sağlık, sonra da tüm insanlara vicdan diliyorum. 2016'da bolca görüşmek üzere!











NELER İZLEDİM #26


Özledim! Yazmayı, sizinle konuşmayı, buralarda anı biriktirmeyi özledim. Taşınma işi ve interneti bağlamakta sınırları zorlayan Turkcell Superonline sağolsun, baya geriledim; hem izlemek, hem yazmak konusunda. Neyse ki kitaplarım beni yalnız bırakmadı. Bu haftasonu blogumu hiç yazısız bırakmak istemiyorum. Hemen neler izledim beşliğime başlayalım bence. Çaylar hazır mı acaba?

donnie darko
     Afişi insanda hafif bir iticilik yaratsa da, bunca insanın bir bildiği olmalıydı ve ben de onlardan biri olmalıydım. 2001 yapımı Donnie Darko'nun  başrollerinde oyunculuk kariyerinin belki de en önemli filminde yer alan Jake Gyllenhaal ve tanıdık isimlerden gerçekte ve filmde de ablası olan Maggie Gyllenhaal mevcut. Şizofreni geçmişi olan liseli Donnie, bir kazadan sağ olarak kurtulur. Ve o kaza gecesinde bir tavşan maskotuyla karşılaşır. Kendisine 28 gün,6 saat, 42 dakika, 12 saniye sonra dünyanın sona ereceğini söyler. Devamlı gördüğü bu dev tavşan, Donnie'nin hayatını riske sokar. Olasılıklar, zamanda yolculuk, yer yer gençlik bunalımlarının yer aldığı film kült olmuş durumda. Anlatmak istediğini anlamakta zorluk çeksem de, soundtracklerine a şık ol dum. İzlerken beni filme bağlayan önemli noktalardan biriydi. Filmde olasılık ve paralel sonları sevenler kaçırmasın.

SEVDİKLERİM

* Soundtrackler efsane!
* Donnie : Neden o aptal tavşan kostümünü giyiyorsun?
   Tavşan : Sen neden o aptal insan kostümünü giyiyorsun?

LİSTELER

* En İyi 50 Bağımsız Film (Empire) #2 ( tık tık )
* Tüm Zamanların En İyi 50 Zamanda Yolculuk Filmi (totalfilm) #3 ( tık tık )
* Son Yıllarda Çekilen Düşük Bütçeli En İyi 50 Film #5 ( tık tık )
* 100 Uçuk Film (366weirdmovies)  #8 ( tık tık )
* Uludağ Sözlük Başlangıç 200 Tavsiye Film Listesi #17 ( tık tık )
* Kafa Karıştıran Filmler Listesi (classreal) #39 ( tık tık )
Empire 500: Tüm Zamanların En İyi 500 Filmi #53 ( tık tık )
* En İyi 100 Bilim-Kurgu Filmi (total sci-fi online) #71 ( tık tık )
İzlemeniz Gereken 555 Film (ntvmcnbc) #152 ( tık tık )

     Zaman yolculuğundan devam edelim. Saçları her ne kadar kendine özgü olsa da, her sahnede gözüne girdiği için kendisine çok sinirlendiğim Meg Ryan ve ahhh! kelimelerin kifayetsiz kaldığı Hugh Jackman'ın başrollerinde olduğu 2001 yapımı bir film. Farklı yüzyıllarda yaşamış/yaşayan bir kadın ve bir erkeğin yollarının kesiştiği bu filmde, Kate'in eski erkek arkadaşı bir köprüden atlayarak kendisini 19.yy'a taşıyan bir geçit keşfeder. Gittiği zamanda evlendirilmek üzere olan bir dükle, yani Leopold'la karşılaşır. Bir kaza sonucu, geçitten günümüze dönmeye çalışırken o da ne! Leopold da geçitten aşağı düşer! Fırfırlı yakaları, vatkalı omuzları, tam bir beyefendi gibi yemek yiyişleriyle Leopold, artık Kate'in çok yakınındadır. Birbirlerine inanmakta zorluk çekseler de, kabul edelim kızlar, Meg Ryan bile olsa, bir düke karşı koyamaz. Çok eğlenceli, romantikli.

     Listeme nereden eklediğimi hatırlamadığım, psikolojimi çok derinden bozan bir film Child of God. Yönetmenliğini James Franko'nun yaptığı film, 2013 yılından. 1960'lı yıllarda normal insan kategorisinin çok çok dışında kalan Lester Ballard'ın sıradışı hayat hikayesinin konu alındığı film, bence dehşet ögelerinin anasını ağlatmış. Yani ben izlerken sahnelerde kanım dondu. Korku filmi değil bi kere onu baştan söyliyim. Aslında genele baktığımızda dram yüklü çünkü akıl sağlığı yerinde olmayan, para kullanmayan, yalnız yaşayan, şiddete eğilimi her suçundan sonra biraz daha artan Lester'a ufak da olsa acıyorsunuz. Çünkü halk tarafından kabul görmüyor, görmeye de niyeti yok. Tek isteği bir eş! Ama Lester tamam insan eş ister de, sen naptın öyle? Olur mu hiç? Lester'a hayat veren Scott Haze dehşet bir oyunculuk çıkarmış. Sağolsun iğrendirdi kendisinden. Farklı bir alternatif. İzlenesi.

     Kaliteli eski yapımları ne kadar sevdiğimi belki biliyorsunuzdur. İşte üstad Hitchcock'un 1955 yapımı To Catch a Thief''ine karşı koyamadım. Zamanında müthiş mücevher soygunları gerçekleştirmiş olan John Robie, artık bu işlerden elini eteğini çekmiştir. En son bir soygunla suçlanınca çareyi kaçmakta bulur. Kaldığı otelde çok zengin bir anne-kızla tanışır. Kızımız güzeller güzeli Grace Kelly. Ya sen ne güzel bir kadınmışsın. O havalar, işveler, cilveler harikaydı :) Neyse işte, derken bu annenin de mücevherleri çalınır. Yine Robie'nin başına kalınca, artık hırsızı yakalamaya karar verir. Ben bi ara Grace Kelly'den filan şüphelendim. Aslında güzel olabilirdi! Bunu bi düşünseydin Alfred. Filmde çok çok meşhur bir sahne olan arabayla kaçış sahnesi mevcut. Burada arabayı kullanan Grace'in ve korkudan kendinden geçen Cary Grant'ın mimikleri çok iyiydi. Ve bir üzücü ayrıntı: Meşhur sahnenin geçtiği yolda, yıllar sonra Grace Kelly, trajik bir trafik kazası geçirir ve ölür. Kader.

SEVDİKLERİM

* Grace Kelly'nin filmde giydiği her elbise birer efsaneyd, Hepsi benim olsun istedim. Şuan hala önemli markalarda bu elbiselerden ilham alındığı çok belli. Grace Kelly'nin de bunları harika taşımış olması önemli bir etken.

LİSTELER

* New York Times: Görülmesi Gereken En İyi 1000 Film #899 ( tık tık )

     Yönetmenin veda filmi olarak sunduğu, 2013 yapımı, Oscar'a aday olmuş dramatik yönü ağır basan bir animasyon Kaze Tachinu/The Wind Rises.2.Dünya Savaşında kullanılan Mitsubishi A6M Zero uçağının mucidi olan Jiro Horikoshi'nin hayatını konu alıyor. Küçüklükten başlayan pilot olma hayalleri, uçaklara ilgisi, ama gözlük kullanması nedeniyle uçağı kullanmaktan ziyade yapımına yönlenmek zorunda kalışıyla açılışı yapıyor film. İcat aşamasında yaşadığı baskılar, apansız gelen bir aşk, işine olan tutkusu vs çok güzel yayılmış bu 126 dakikalık filme. Süresi evet çok uzun ama ben izlerken hiç sıkılmadım. Görseller çok başarılıydı. Müzikleri de öyle. Özellikle 2 müzik vardı çok sık çalan, ikisi de gerçekten güzeldi, sevdim. Bir ayrıntı: Yönetmen Hayao Miyazaki'nin izledikten sonra ağladığı tek filmiymiş. Herkes beğenmeyebilir ama ilgilenenler çıkabilir.

Sabah uyanıp gri,puslu bir hava beklerken güneşli, tatlı bir hava görmenin mutluluğuyla, şimdi gidip simit,poğaça aliyim da, bizimkilere bi kahvalti patlatiyim :) Siz neler izlediniz, yazdıklarımdan var mı ilginizi çeken, yorum bırakırsanız çok mutlu olurum. Yan taraftan sıradaki filmleri görebilirsin. Bol keyifli pazarlar.


Sevdim Sizi Bir Kere


Uzun süre ara verdiğim sevdim sizi bir kere yazı dizimle tekrar buralardayım. Günlük hayatta sürekli beğendiğim, ilgimi çeken şeyleri not ediyorum, sizlere de bahsedebilmek için. Bakalım listeyi neler doldurmuş.

*

" Kızım delirdin mi sen kışın ortasındayız " diyen annelere aldırmadan, fıstık parçalı olan bidolu'muzu buzluğa atıyoruz. Birkaç saat sonra çıkarıp hafif dondurma kıvamındaki bol kremalı gofretimizin tadını çıkarıyoruz. Yedikten sonra da tecrübelerimizi gelip burda Seda'yla paylaşıyoruz.

*

Uzun zamandır takip ettiğim tatlı mı tatlı MissFiruz dan kazandığım şahane bir ruj da sevdiklerim arasında! Burdan tekrar teşekkür ediyorum. Şu deli kız Kendall Jenner'ın meşhur ettiği bir renkti sanırım Twig. Deli meli ama aferin, çok başarılı bir seçim. Ben rujda koyu renk tercih ederim ama koyu sürmediğim zaman dudaklarımda mutlaka Mac - Twig oluyor. Esmerlerde tam rengini gösteriyor, ama beyaz tenliyseniz biraz pembe durabilir, onu söyliyim. Onun dışında çok joker bir renk. Hazır yılbaşı da yaklaşıyorken kendine bir tane hediye edebilirsin belki :)

*

Instagram'ın yanında kendini pek gösteremese de Snapchat şuan yükselişte sanırım. Ben kullanmayı çok seviyorum en azından. Çok daha samimi geliyo. İşte Snapchatte ana sayfada bazı digital platformların da snapchat adresleri bulunmakta. Ben orda National Geography'yi keşfettim ve her gün bakmadan duramıyorum! Mükemmel bilgiler, fotoğraflar dışında ingilizcenizi de geliştirebileceğiniz bir adres. Snapchati olanlar mutlaka baksın.

*

Yürümeye üşenen biri olarak ayın 1 i itibariyle Yoga'ya başladım :) Başka bir egzersiz dalı tabii ki düşünemezdim. Bunda tabiki sıralı ve planlı olan her şeyi sevdiğim için bu her günü sırasıyla takip eden YouTube serisi etkili oldu. Hem hocam da çok tatlı. Adı Adriene. Saçını öylesine dandik bağlıyor, öylesine umursamaz ama çok tatlı :D Ben başladım bakalım. Baya da güzel oluyor, rahatlatıyor kesinlikle. Hesabın linkini şööööyle bırakıyorum. Hadi, 1 ocakta sen başla!

*
Evimin dibinde olan ama iş yoğunluğu ve kendi fiziksel yorgunlum sebebiyle gitmeye cesaret edemediğim Tüyap kitap fuarının ardından İdefix, beklenen sanal kitap fuarını başlattı. Kitap kurtları için bence 1 sene bekleyip yıl sonunda büyük bir vurgun yapmak için çok avantajlı indirimler mevcut. Ben şimdiden 2 kere alışveriş yaptım. 31 aralık a kadar devam eden bu fuara mutlaka tıkla . Hayat çok kısa, okunacak çok kitap var!

Sen bu ara neler sevdin, neler aldın, neler okudun, neler dinledin? Seda mutlaka şuna da bir bak dediğin şeyi benimle paylaşmayı unutma olur mu? Pazar günü haftanın beşliğiyle ben yine buralarda olucam. Görüşmek üzere. Keyifli haftasonları!